Eminönü’nde Hayat ve Yaşam

Eminönü, İstanbul'un antik tarihe sahip, en eski semtlerinden biridir. İstanbul'un Tarihî yarımada olarak bilinen kısımda, Haliç'in batısında yer alır.

EMİNÖNÜ

 

Eminönü, İstanbul’un antik tarihe sahip, en eski semtlerinden biridir. İstanbul’un Tarihî yarımada olarak bilinen kısımda, Haliç’in batısında yer alır. İstanbul kentinin tarihi çekirdeği olan sur içindedir ve merkezi alanın en canlı bölgelerinden birini oluşturur. Osmanlı döneminde Deniz Gümrüğü ve Gümrük Eminliğinin burada bulunması sebebiyle Eminönü adını almış, Fatih ilçesiyle birlikte Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul’un merkezi ilçesi olmuştur. İlçe olduğu dönemde yüzölçümü bakımından Adalar’ın ardından İstanbul en küçük ilçesiydi.

İstanbul’un Haliç girişinde, kentin kurulduğundan bugüne var olan limanın, Sirkeci’yle birlikte önemli bir bölümünü Eminönü semti oluşturmaktadır. Kent yaşamının önemli bir odağı olduğu kadar, dünyanın en önemli limanlarından birinin merkezi olan bu semt, Unkapanı yolu üzerinde yer alan İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin Eminönü Kampüsünden başlayıp İstanbul Ticaret Odası’nın binası ile devam eden ve Sirkeci’ye kadar uzanan kıyı şeridi ve onun hemen arkasındaki çarşı bölgesini kapsamaktadır.

 

Bizans Dönemi

Semtin Bizans döneminde “Neorin Kapısı” (Başçe Kapısı) ile “Porta Drungari” (Odun Kapısı) arasındaki kıyı ve liman bölgesi olduğu kaynaklardan anlaşılmaktadır. Byzantion’un ilk kurulduğu yerin bugünkü Topkapı Sarayı çevresi ile Sarayburnu ve Sirkeci bölgesi olduğu sanılmaktadır. Sarayburnu’nun batısından başlayarak Sirkeci-Eminönü sahilinin tümüyle liman olduğu, Sirkeci Garı’nın bulunduğu kesimin sonradan dolduğu bilinmektedir. Bizans devrinde bugünkü Sirkeci ve Cağaloğlu’nun kuzey kesimlerine “Eugeniu” denilmekteydi. Bölge günümüzde Topkapı Sarayı’nı çevreleyen surların bulunduğu yerde olması gereken Byzantion surlarının hemen dışında; Septimus Severus surunun içinde kalıyordu.

Bizans İmparatorluğu Dönemi’nde, Neorion Limanı zamanla dolmuş, 697’de imparator Leontios tarafından temizletilmiş, bu sırada çıkarılan cüruftan kaynaklandığı ileri sürülen bir veba salgını kenti kasıp kavurmuştu. 10. yüzyıldan sonra Cenevizliler ve Pisalılar başta olmak üzere Latin kolonileri, Eminönü-Sirkeci civarında imtiyazlı bölgeler elde edip buralara yerleşmişler ve limanda kendi ticaret iskelelerini kurmuşlardır.

Eminönü ile Sirkeci arasında, Yeni Cami’nin hemen arkasında bulunan Bahçekapı semti, adını İstanbul’un deniz surlarının Haliç ağzına açılan kapılarından biri olan “Bahçe Kapısı”ndan almaktadır. Bizans döneminde bu kapıya “Porta Neorion” denildiği belirtilmektedir. Bu kapının çevresindeki nüfusun çoğunluğunu o dönemde Museviler oluşturduğundan, kapıya “Porta Hebraica” ya da “Porta Judeca” denilmiş, Türkler tarafından ise Çıfıt Kapısı (Şuhut Kapısı) olarak adlandırılmıştır. Bizans Dönemi’nde bu kapının yakınında bir kule olduğu, Haliç’in ağzına gerili zincirin bir ucunun kuleye, diğer ucunun da Galata Kulesi’ne bağlı bulunduğu rivayet edilmektedir. Kapının yerinin bugünkü Yeni Cami arkasında Arpacılar Caddesi üzerinde olduğu sanılmaktadır.

Osmanlı Dönemi milattan sonra

Bizans Dönemi’nde olduğu gibi, Osmanlı Dönemi’nde de kentin ithal ettiği malların boşaltılıp, saklandığı, binlerce denizci ve tüccar ile onlara hizmet verenlerin işlerini gördüğü yoğun bir iş merkezi olmaya devam eden Eminönü, aynı zamanda İstanbul’un büyük bir liman semtiydi. Dolayısıyla bölgede, çok sayıdaki dini anıtların yanı sıra, hanlar ve çarşılar da yoğun bir alanı kaplamaktadır.

Özellikle meydanı, pek çok yabancı seyyahın gravüarlerine konu olan Eminönü’nün deniz tarafından bakıldığında fark edilen eski hali, limanın sıkışık, insan ve etkinlik dolu atmosferi, deniz üzerinde sandallar, ilginç profilleriyle büyük kayıklar, Yeni Camii’nin silüeti, deniz kenarına sıkışmış ahşap dükkânlardan oluşan mimari karakteri oldukça değişikliğe uğramıştır. Bu değişimde İstanbul’u birbirine bağlayan özellikle Galata Köprüsü’nün rolü büyüktür. Böylece eskiden kıyıda oluşan kent mekânı, Galata’ya doğru uzanan bir şekillenmeye yönelmiştir.

Şirket-i Hayriye

Sultan Abdülaziz Dönemi’nde demiryolunun Sirkeci’ye gelişi, tünelin yapılması, atlı ve daha sonra da elektrikli tramvaylar, 19. yüzyıl sonunda Galata ve Sirkeci’de yapılan yeni rıhtımlar ve depolar, Eminönü’nün ve meydanının görüntüsünü tümüyle değiştirmiştir.

Eminönü ilçesinin önemli semtlerinden biri olan Sirkeci, Osmanlı Dönemi’nde Topkapı Sarayı’na yakın oluşu, sonra da Babıali’nin, yani hükümet konağı merkezinin iskelesi olması sebebiyle önemini korumuştur. Bu yöre hem ulaşım, hem de ticaret açısından Babıali’nin denize doğru uzantısı durumundaydı. Demiryolları ve Sirkeci Garı’nın yapılması buranın daha da önem kazanmasına yol açtı. Gar, semte canlılık ve farklı bir işlev kazandırdı.

Bu dönemde Bahçekapı’nın, sadrazamlığa terfi edenlerin saraya götürülmek üzere geçirildikleri kapı olduğu bilinmektedir. Kente getirilen zahire ve her türlü ticari metanın da bu kapıdan geçirildiği kaynaklarda belirtilmektedir. Akşamları şehir kapıları kapandıktan sonra geç kalanların şehre girdikleri kapı da burası idi.

1569’da Demirkapı’dan başlayıp Bahçekapı’ya kadar uzanan yangında semtin Yahudi Mahallesi bütünüyle yanmış, kapı ve çevresindeki surlar 1865 yangını ve sonra da yol genişletme çalışmaları sırasında yıktırılmıştır. Eminönü ilçesinin Cağaloğlu semti Evliya Çelebi’nin belirttiğine göre, Osmanlı döneminde Ekabir Saraylarının bulunduğu bir semtti. Bunda semtin saraya yakın oluşunun önemli payı olmalıdır.

  1. yüzyılın son çeyreğinde sadrazamlık yapan Çiğalazade Sinan Paşa’nın sarayının ve yaptırdığı hamamın bu bölgede bulunması semtin “Çiğalaoğlu” adını almasına sebep olmuştur. Çiğalaoğlu adı daha sonra halkın ağzında “Cağaloğlu”na dönmüştür. Osmanlı devletinin sadaret makamı ve devletin yönetim merkezi olan Babıali’nin varlığı semte daha 18. yüzyıldan itibaren özellik kazandırmış ve burası Osmanlı bürokrasisinin, sadaret mensuplarının, paşaların yaşadığı bir bölge halini almıştır. 1870’lerden sonra ise Cağaloğlu, Türk basının merkezi haline gelmeye başlamıştır.

Cumhuriyet Dönemi

Osmanlı döneminde Eminönü meydanının mimari karakterinin değişmesinde Sirkeci Garı’nın yapılması, Dördüncü Vakıf Han ve Postane gibi yapılar ile Sultan I. Abdülhamid döneminin ticarit yapılarının da tesiri vardır. Ancak Eminönü’nün 19. yüzyıldaki fiziki yapısı, asıl cumhuriyetin ilanından sonra, özellikle vali ve belediye reisi Lütfi Kırdar zamanında (1938-1949) değişmeye başlamıştır. 1928’de Fatih’ten ayrılarak ilçe olmuştur.

Yeni Camii’nin önündeki yapılar, köprü için bilet kesen kulübeler ortadan kaldırılarak meydan açılmıştır. Mısır Çarşısı’nın etrafı açılarak restore edilmiş, 1955-56 yıllarında Unkapanı – Eminönü yolunu açma çalışmaları sırasında balıkçı ve meyhaneleriyle ünlü Balıkpazarı da yok olmuştur.

Eminönü’nün eski silüeti bir ölçüde 1986 yılına kadar ayakta kalabilmişse de 1984-89 yılları arsında, Haliç uygulamaları sırasında Yemiş İskelesi ve çevresi tamamen ortadan kalkmıştır. 1980’li yıllarda ise meydanda yapılan yaya köprüleri semtin eski karakterini bozmuştur. 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca Sirkeci, ucuz otellerin, gurbetçilerin nakliyat şirketlerinin merkezi olmuştur. Özellikle garın arkasındaki oteller gurbetçilerin mekânıydı. Ayrıca etrafta küçük lokanta, büfe ve işyerleri de mevcuttu.

Ancak Sirkeci, tarihin her döneminde rıhtım olarak hizmet vermiştir. Diğer yandan Babıali Caddesi ve onun devamı olan Ankara Caddesi’nden aşağı, denize ve Galata Köprüsü’ne inen trafiğin bağlantı noktası olma özelliğini yine her dönemde korumuştur.

1957-59’da açılmaya başlanan Sirkeci-Florya sahil yolu Sarayburnu’nu sahilden dolaşarak Sirkeci trafiğinin hafiflemesini sağlamıştır. 1960’lardan sonra Sirkeci’deki ucuz otellerin Laleli-Aksaray semtlerine kaymasıyla, semtte ticaret ve iş merkezi niteliği ağır basmıştır. Semtin sahil kesiminde feribot iskelesi ile Sirkeci Garı’nın karşısına gelen kısımda Harem-Sirkeci araba vapuru iskelesi yer almaktadır.

Eminönü İlçesi’nin Bahçekapı semti 1960’lara kadar konutların da bulunduğu bir bölge iken daha sonra tamamen bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Galata köprüsünün ayağının doğusunda, Eminönü meydanından Sirkeci’ye doğru şehrin Rumeli yakasını, Anadolu yakasına ve Boğaziçi’ne bağlayan şehir hatları vapur iskeleleri sıralanmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Cağaloğlu semti siyasal nitelik ve ağırlığını kaybetmiştir. Ancak Osmanlı döneminde olduğu gibi bu dönemde de basın merkezi olma özelliği öne çıkmıştır.

 

Eğitim

Eminönü’ndeki İstanbul Ticaret Üniversitesi Kampüsü, İstanbul Ticaret Üniversitesi‘nin merkez kampüsüdür. Eminönü, İstanbul’daki üniversite ve diğer eğitim kurumlarının deniz ve karayolu ana ulaşım noktasıdır. İngilizce seviyenizi belirlemek, kariyerinizde yeni bir sayfa açmak ve daha iyi bir eğitim almak için İngilizce kursu Eminönü ve Şişli’den kolayca ulaşabileceğiniz, bire bir dil eğitiminde lider SDM İngilizce Dil Okulu,  Mecidiyeköy Metrobüs ile Osmanbey Metro duraklarının arasında, Şişli Camii’nin hemen karşısında yer almaktadır. Mecidiyeköy’den Taksim yönüne giderken Cevahir AVM sol tarafta kalacak şekilde geçildiğinde, 500 m sonra sol tarafta, kolayca bulabileceğiniz bir konumdadır. İngilizce kursu İstanbul – Şişli merkezli dil okulu,  Taksim ve Mecidiyeköy tarafında metro, metrobüs ve otobüs ulaşımı ile şehrin her yerinden kolayca ulaşılabilir bir noktada İngilizce kursu eğitimlerine devam etmektedir.

 

Editörün önerisi

Eminönü, İstanbul’un antik tarihinde en önemli yer olan sur içerisinde bulunur ve üç büyük imparatorluğun tüm tarihi izlerini bünyesinde barındırır. Bununla birlikte Tarihi Yarımada’nın en önemli gezi merkezlerinden biridir. Tarihi yapıları, müzeleri, çarşıları ile Eminönü, İstanbul’u İstanbul yapan semttir.

Camiler: Hem Eminönü’nün hem de İstanbul’un simgelerinden biri olan Yeni Camii, gezi güzergahızın başlangıcı olabilir. Yeni Camii’nin yanı sıra Hidayet Camii, Zeynep Sultan Camii, Kalenderhane Camii ve Ahi Çelebi Camii, Eminönü’nde gezilecek camiler arasındadır.

 

Köşk ve Kasırlar: Eminönü gezinizde köşkler, kasırlar ve tarihi evleri dolaşarak devam edebilirsiniz.  Özellikle Alay Köşkü, Sepetçiler Kasrı ve Hünkar Kasrı, bu listede mutlaka yerini almalıdır.

 

Müzeler:  Eğer yolunuz Eminönü’ne düştüyse, yakın tarihe odaklanan ve bilgi dağarcığınızı tazeleyecek, oldukça değerli iki müze -PTT Müzesi ve Tanzimat Müzesi- sizleri bekliyor.

 

Kütüphaneler: Mimari açıdan eşsiz bir güzelliğe sahip olan yapılar arasında tarihi kütüphaneler de bulunuyor. Bu yapılar arasında en dikkat çekenlerden ikisi olan Nuruosmaniye Kütüphanesi ve Atıf Efendi Kütüphanesi’ni yine Eminönü’nde gezebilirsiniz.

Mısır Çarşısı: Yeni Camii’nin arkasında bulunan ve İstanbul’un en eski çarşılarından biri olan Mısır Çarşısı, Eminönü’nde mutlaka görmeniz gereken yerlerden… Her yıl yerli yabancı yüz binlerce kişinin ziyaret ettiği Mısır Çarşısı’nda hem gezebilir hem de alışveriş yapabilirsiniz.

 

Ulaşım

Eminönü’ne İstanbul’un her yerinden ulaşım çok kolaydır. Eminönü; Fatih’e yaklaşık 3 kilometre, Sarıyer’e 28 kilometre, Kadıköy’e 26 kilometre, Bostancı’ya 31 kilometre, Avcılar’a ise 27 kilometre uzaklıktadır. Şehrin hemen hemen her yerinden otobüs, metrobüs ve taksiyle ulaşabilirsiniz. Aynı zamanda Beykoz, Bostancı, İstinye, Kadıköy, Karaköy gibi yerlerden deniz ulaşımıyla Eminönü’ne ulaşım mümkündür.

 

 



UA-62172274-1

Ücretsiz bilgi almanız için sizi arayalım!